Surlardan Dicle’ye Diyarbakır Gezilecek Yerler Rehberi 2026
Bazalt surların gölgesinde bin yıllık medeniyetlerin izini sürdüğümüz Diyarbakır rotası.
Diyarbakır gezilecek yerler denildiğinde nereden başlanacağı gerçekten kararsızlık yaratıyor. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip bu şehirde her sokak ayrı bir dönemin izlerini taşıyor, her köşede farklı bir medeniyetin eli değmiş bir yapı karşınıza çıkıyor. Güneydoğu Anadolu’nun en köklü kentlerinden biri olan Diyarbakır, siyah bazalt taşlardan örülmüş surlarıyla, Dicle kıyısındaki bahçeleriyle ve Suriçi’ndeki dar sokaklarıyla tamamen başka bir dünya. Ben bu şehirde yürürken Roma, Bizans, Artuklu ve Osmanlı dönemlerini aynı anda yaşadığımı hissettim. İşte o gezide en çok iz bırakan duraklar…
Diyarbakır Surları ve Kalesi
Yaklaşık 5 kilometre uzunluğundaki Diyarbakır Surları, Çin Seddi’nin ardından dünyanın en uzun surları arasında yer alıyor. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, 2015 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır. Toplam 82 burca sahip olan kalenin Dağ Kapı, Urfa Kapı, Yeni Kapı ve Mardin Kapı olmak üzere dört ana kapısı bulunuyor. Surların üzerinde yürürken aşağıda Hevsel Bahçeleri’nin yeşilliğini, arka planda Dicle Nehri’nin kıvrımlarını görmek mümkün. Yedi Kardeş, Evli Beden, Nur, Keçi, Kral Kızı ve Akrep burçları en bilinen kale burçları arasında. Sur ilçesinin merkezinde, Dağ Kapı ile Mardin Kapı arasındaki güzergah şehri tanımak için iyi bir başlangıç noktası.
Hevsel Bahçeleri
Dicle Nehri kıyısında, Diyarbakır Kalesi ile Dicle Vadisi arasında yer alan 700 hektarlık Hevsel Bahçeleri, kentin soluk aldığı yeşil alan olarak biliniyor. İnsan yerleşimi bakımından köklü bir tarihe sahip olan bölgeyle paralel olarak 8 bin yıllık bir geçmişinin bulunduğu düşünülüyor. 180’den fazla kuş türünün yanı sıra susamuru, tilki, sansar, sincap ve kirpi gibi birçok memelinin barınağı olan bu alan şehrin tam ortasında doğayla iç içe bir yürüyüş imkanı sunuyor. Surların tepesinden bakıldığında aşağıda uzanan yeşil örtü, Diyarbakır’ın sert bazalt taşlarıyla oluşturduğu tezat sayesinde akılda kalıyor. Bahar aylarında özellikle renk cümbüşü yaşanıyor.
| Yer | Tarihi mi / Doğal mı? | En iyi ziyaret zamanı | Kimin tercihi? |
|---|---|---|---|
| Diyarbakır Surları ve Kalesi | Tarihi | Sabah erken saatler | Tarih meraklıları |
| Hevsel Bahçeleri | Doğal ve kültürel | İlkbahar | Doğa yürüyüşçüleri |
| On Gözlü Köprü | Tarihi | Gün batımı | Fotoğraf tutkunları |
| Hz. Süleyman Camii | Tarihi ve manevi | Öğle sonrası | İnanç turizmi sevenler |
| Dört Ayaklı Minare | Tarihi ve mimari | Gün içi herhangi bir saat | Mimari ilgisi olanlar |
| Ulu Camii | Tarihi | Cuma dışı günler | Kültür gezginleri |
| Hasan Paşa Hanı | Tarihi | Sabah saatleri | Geleneksel atmosfer arayanlar |
On Gözlü Köprü (Dicle Köprüsü)
1065 yılında Diyarbakır hükümdarı Nizamüddevle tarafından inşa edilen Dicle Köprüsü, hem tarihi hem de mimari açıdan etkileyici bir yapı. Halk arasında On Gözlü Köprü ve Silvan Köprüsü olarak da bilinen bu yapı, 172 metre uzunluğunda ve yer yer 6,24 metre genişliğe sahip. Köprünün üzerinden yürürken Dicle’nin iki yakasını birleştiren kemerlerin yarattığı ritim göze çarpıyor. Gün batımında suyun üzerine düşen ışık, köprünün bazalt taşlarında turuncu tonlar oluşturuyor. Eski Silvan-Diyarbakır yolu üzerindeki bu köprünün kenarında oturup çay içmek, şehrin temposundan uzaklaşmanın en kolay yollarından biri.
Hz. Süleyman Camii ve Türbesi
Hz. Süleyman Camii, Diyarbakır’ın fethi sırasında şehit olan 27 sahabenin türbesini barındırıyor. Kalenin iç kısmında yer alan surlara ait iki burç arasında, eğimli bir arazi üzerine inşa edilmiş bu yapılar topluluğu ziyaretçiye derin bir manevi atmosfer sunuyor. Siyah kesme bazalt taştan yapılan dört köşeli Arap üslubuyla inşa edilmiş minaresiyle camiye güney ve batıdaki iki ana kapıdan giriliyor. İç avludaki 12 çeşmeli şadırvan, yaz sıcağında bile serinlik veriyor. Bu cami, Mekke ve Medine’den sonra en fazla sahabe mezarının bulunduğu yerleşim yeri olan Diyarbakır’da özel bir konuma sahip.
Dört Ayaklı Minare (Şeyh Mutahhar Camii)
Diyarbakır’ın en çok ziyaret edilen tarihi yapılarından biri olan Dört Ayaklı Minare’nin en belirgin özelliği, Anadolu’daki tek dört ayaklı minare olması. Kare planlı, bağımsız duran bu minare, dört devasa taş sütun üzerine oturtulmuş. Altından geçtiğinizde yukarı bakınca taşa işlenmiş detayları fark ediyorsunuz; her bir sütunun farklı bir İslami yapıyı temsil ettiğine dair anlatılar da kulaktan kulağa dolaşıyor. Şeyh Mutahhar Camii’ne ait bu minare, Suriçi bölgesinin simgelerinden biri olarak biliniyor. Sur ilçesinin dar sokaklarında yürürken birden karşınıza çıkan bu yapı, durup fotoğraf çekmeden geçilemiyor.
Diyarbakır Ulu Camii
Anadolu’da inşa edilmiş en eski cami olması ile bilinen Diyarbakır Ulu Camii, şehrin devasa surları olan Dağ Kapı ve Mardin Kapı arasında yer alıyor. Hem Selçuklu hem de Osmanlı dönemi yapı özelliklerini bir arada görmek mümkün; aynı alanda Halifeler Camii, Şafiiler Camii, Mesudiye Medresesi ve Zinciriye Medresesi gibi birçok tarihi yapı da bulunuyor. Avluya adım attığınızda geniş bir taş döşeli meydanla karşılaşıyorsunuz; sağda ve solda farklı dönemlere ait sütunlar, kemerler ve kitabeler görülüyor. Gölgeli revaklar altında oturup avlunun sessizliğini dinlemek, şehrin en sakin anlarından birini yaşatıyor.
Hasan Paşa Hanı
Ulu Camii’nin doğusunda yer alan ve 1572-1575 yılları arasında inşa edilen Hasan Paşa Hanı, iki katlı tasarımı ve geniş avlusuyla klasik Osmanlı mimari özelliklerini taşıyor. Osmanlı döneminde Diyarbakır valisi Vezirzade Hasan Paşa tarafından yaptırılan bu han, günümüzde şehrin sosyal yaşamının toplanma noktalarından biri. Avlusundaki şadırvanın etrafında oturup bir kahve eşliğinde bazalt taşlı cepheyi incelemek, Diyarbakır’ın ruhunu kavramanın en kestirme yollarından. Diyarbakır’a gelmişken Mardin, Şanlıurfa ve Hasankeyf gibi yakın bölgelerdeki tarihi rotaları da planınıza dahil etmenizde fayda var.